“499 takipli fotoğraf, 5 mesaj… bakıp kapadığım sayfalar. pek de bir etkisi yok zaten.
üzgünüm. dağların görünen yüzü kadar toprağın altında simetrik kısımları olduğundan bahseden efsaneler gibi bir üzüntü. görünen çeşit çeşit ağaçla kaplı, yeşillik sakin bir orman, toprağın altında ne olduğunuysa kendi bile bilmiyor.
yürürken şunu düşündüm, gerçekten bir şeyi ne kadar sevdiğimizi bildiğimizi zannetsek bile ondan mahrum kalınca anlıyoruz aslında bizim için ne olduğunu. ölüm gibi değil belki ayrılık. ama ben bu ayrı kalışı, ölümü nasıl karşıladıysam öyle karşılıyorum. ölüme de sakin ve içe kapanık bir tavrım oldu hep. büyük bir kabulleniş, değiştirecek ve yapacak bir şey yok, ama üzgün olmak da benim hakkım, nefes aldığıma göre yaşamaya da devam ediyorum, işimdeyim, gücümdeyim, hayatımı aksatmıyorum, kamyoncu kahvesine gidip sigara-çay-geyik de yapıyorum, fotoğraf da çekiyorum, müzik de dinliyorum eğlenerek; ama bütün bunlar üzgün olmama engel olmuyor.
böylesi daha önce olmuş muydu? ben bu kadar içimden üzülmüş müydüm bilmiyorum. düşününce bulamıyorum. üzülmemişim sanırım. araba son hızla duvara doğru giderken gözlerimi kapamışım hep. sonra egemeni dinledim sanırım; “gözünü aç ki çarpmadığını göresin”. gözümü açtım, gaza bastım, arabayı duvara sürdüm, içinden geçtim ve şimdi nerede olduğumu bilmiyorum.
konuşuyorum ya insanlarla, susuyorum aslında, içime doğru sönmüş vaziyetteyim. acı çekmiyorum hayır. acımadı ki diyen çocuk cle değil bu. üzgünüm ama bu böyle değiştiremem diyen ortayaşlı cle.
en çok sabah uykudan uyanmaya başladığı zamanları seven cle. kontrolün olmadığı melankoliye de kaymayan o gerçek üzüntüyü tattığı zamanları seven biri bu. yapacak bir şey yok aslında. belki 2 ay sonra bu notu okuyup kendi kendime güleceğim. bilmiyorum. kimse bilmiyor. şimdilik böyle. üzgünüm ve üzülebildiğim için mutluyum.”
demiştim. 11 gün önce.